Resim 1
Resim 2
Resim 3

NATO 3.0’a giderken: İttifakın yolu ve geleceği

Eski NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer, Ankara Zirvesi yaklaşırken ittifakın NATO 3.0’a giden yolunu AA Analiz için kaleme aldı.

***

Küresel güvenlik mimarisinin son yılların en zorlu sınavından geçtiği bu dönemde, Ankara NATO Zirvesi de son derece kritik bir dönüm noktası olarak karşımıza çıkıyor. Geçmişe dönüp baktığımızda, NATO’nun tarih boyunca pek çok köklü dönüşüm yaşadığını görüyoruz. Soğuk Savaş yıllarında Amerikan şemsiyesinin sağladığı güvenle hareket eden NATO, on yıllar boyunca Avrupa’yı başarıyla savundu. Ardından Berlin Duvarı’nın yıkılışı ve hemen peşinden Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte İttifak, yepyeni bir dünya düzenine ayak uydurmak zorunda kaldı.

Bu tarihi kırılmanın ardından NATO, “seferi” (sınır ötesi operasyon kabiliyetine sahip) bir güce evrildi. Afganistan, bu dönüşümün en somut örneklerinden biridir. ABD öncülüğünde “Sürekli Özgürlük Operasyonu” (Operation Enduring Freedom) adıyla başlayan müdahale, kısa süre içinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararına dayanan ve “Uluslararası Güvenlik Destek Gücü” (ISAF) adıyla komutası NATO’da olan bir misyon halini aldı.

NATO 3.0’a doğru tam gaz

Günümüzde ise çok daha köklü yeni bir dönüşüme tanıklık ediyoruz. Yapay zekanın şekillendirdiği, giderek karmaşıklaşan bir güvenlik ortamında faaliyet gösteren ve hibrit savaş gerçekliğiyle yüzleşen NATO’nun, yeni tehditlere karşı proaktif bir hazırlık içinde olması şart. Özünde İttifak, “NATO 3.0” olarak adlandırabileceğimiz yepyeni bir döneme doğru tam gaz ilerliyor.

İttifak 3.0 evresine adım atarken, Ankara Zirvesi’nin bir dizi hayati meselede mutabakat sağlaması şart. Kaldı ki beklentiler de bu mutabakatın sağlanacağı yönünde. En temel önceliklerden biri, müttefiklerin mali yükümlülüklerini eksiksiz bir biçimde yerine getirmesini sağlamak. Bilindiği üzere müttefik ülkeler, geçtiğimiz yıl Lahey’de savunma harcamalarını yüzde 3,5 artı yüzde 1,5 artışla toplamda yüzde 5 seviyesine çıkarma taahhüdünde bulunmuştu. İttifakın ihtiyaç duyduğu mali gücü sürdürebilmesi adına Ankara Zirvesi’nde, söz konusu taahhütlerin ne ölçüde hayata geçirildiğinin kapsamlı bir muhasebesi yapılacaktır.

İttifak, bu mali çerçevenin ötesinde, bir yanda Ukrayna’da devam eden savaşı, diğer yanda ise Orta Doğu’daki son derece karmaşık ve istikrarsız tabloyu eşzamanlı olarak yönetmek zorunda. Orta Doğu’ya doğrudan müdahale etmek NATO’nun görev tanımında yer almasa da küresel güvenliğin bölünmez bir bütün olduğu gerçeği yadsınamaz. Diğer taraftan, binlerce insanın canına mal olan Rusya-Ukrayna Savaşı da devam ediyor. Yaşanan bu trajedi İttifak için hayati bir önem taşıyor. Zira NATO’nun doğu kanadının tavizsiz bir biçimde savunulması bugüne dek hep en temel önceliklerden biri oldu ve şüphesiz öyle de kalmalı.

Erken yazılan ölüm fermanları ve NATO’nun direnci

Mevcut kriz sarmalının ortasında, miadını doldurduğuna dair ardı arkası kesilmeyen söylentilere ve zaman zaman dillendirilen kötümser senaryolara rağmen şunu söylemeliyiz ki NATO dağılmayacak. İttifak, tarihi boyunca defalarca “ağır hasta”, hatta “ölü” ilan edilmiş olsa da her defasında yeni dinamiklere hızla adapte olmuş ve varlığını sürdürmeyi başarmıştır.

Süregelen dönüşüm sürecinin bir parçası olarak NATO; Çin’deki ve Hint-Pasifik bölgesindeki dinamikler de dahil olmak üzere, küresel sahnedeki gelişmelerle yakından ilgilenmekte ve büyük bir stratejik önem arz etmektedir. Bu durum, ittifakın söz konusu coğrafyalarda askeri bir güç olarak doğrudan sahaya inme planları yaptığı anlamına gelmese de bir kez daha hatırlatmak gerekir ki küresel güvenlik bölünmez bir bütündür.

Kendi geleneksel rolü bağlamında ise ittifakın caydırıcı ve etkin konumunu koruması tek ve kesin bir şarta bağlıdır: Avrupalı müttefiklerin inisiyatif alarak, bilhassa savunma harcamaları hususunda ortak yükün çok daha büyük bir kısmını omuzlaması. Özellikle bu hususta, meseleye hangi açıdan bakarsanız bakın, ABD Başkanı Donald Trump haklıdır.

Türkiye’nin stratejik ağırlığı

Bölgedeki böylesine yoğun baskılar göz önünde bulundurulduğunda zirvenin bu yıl Türkiye’de düzenlenmesi kararı, ülkenin etkili statüsünün tam zamanında ve isabetli bir tescili niteliğindedir. Seksen milyonluk dinamik nüfusu ve son derece yetkin, devasa ordusuyla Türkiye, NATO’ya muazzam bir katma değer sunmaktadır. Türkiye’deki son zirvenin 2004’te gerçekleştirildiği düşünüldüğünde, Türkiye’nin ev sahibi rolünü yeniden üstlenmesinin vakti çoktan gelmişti. Esasen söz konusu karar, Türkiye’nin küresel sahnede sahip olduğu özgül ağırlığın, yani taşıdığı siyasi ve askeri gücün açık bir kabulüdür. Dolayısıyla İttifak’ın kanatlarını etkin bir biçimde savunma hedefini daha da büyütmesi şarttır ve Türkiye, kurgulanan stratejinin tam merkezinde hayati bir rol üstlenmektedir.

Gelecek senaryosu: Güvenliğin “Avrupalılaşması”

Türkiye gibi kilit aktörlerin İttifak’ın kanatlarını güvence altına aldığı bir denklemde, NATO’nun gelecekte izleyeceği rota, Avrupalı müttefiklerin kendi güvenliklerinin külfetini artık bizzat sırtlandığı bir senaryo üzerine inşa edilmeli ve güçlü bir mutabakat zemininde şekillenmelidir. Bilhassa Trump tarafından ifade edilen ve giderek daha fazla yankı bulan “Avrupa’nın bir müttefik olarak çok daha fazlasını yapması gerektiği” düşüncesi bütünüyle geçerlidir.

Dolayısıyla, NATO’nun merkez komuta yapısında kademeli bir “Avrupalılaşma” görmemiz kuvvetle muhtemel. Nihayetinde Avrupa, ABD’nin doğrudan askeri desteğine tamamen bağımlı kalmadan kendini savunma kapasitesini giderek artırmak zorundadır. Öte yandan ise hedeflenen bu değişim, ancak İttifak’ın sağladığı nihai nükleer garantinin yürürlükte kalması ile mümkündür. Ortaklık bağlarının gücüne bakıldığında, bu hayati güvencenin aynen devam edeceğine hiç şüphe yok.

Kaynak: AA

Çok Okunan Haberler

Son 24 Saat
Son 7 Gün
Son 30 Gün

Kuzey Kore’den su altında yapay zekâ hamlesi: Yeni torpido test edildi!

Kuzey Kore, hedef tespiti ve güdüm işlevlerinde yapay zekâ...

ASELSAN’dan hava savunmasına IDENTA 840 desteği

ASELSAN’ın IDENTA 840 Orta Menzilli Bağımsız Dost-Düşman Tanıma (IFF)...

Rusya, askeri İHA’larda yapay zekanın eğitimi için sistem oluşturdu

Rusya Savunma Bakanlığı, askeri amaçlı insansız hava araçlarında (İHA)...

SARSILMAZ, Uluslararası BORAN Keskin Nişancı Yarışması’nda yerini alıyor

Türk savunma sanayisinin önde gelen silah üreticilerinden SARSILMAZ Silah...

Haluk Görgün: Kara tabanlı ÇAKIR Projesi için tedarik sözleşmesi imzalandı

Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün, Kara Kuvvetleri...

IDA TÜRKİYE 2026’da Başoğlu Kablo ve Erat Kablo, savunma sanayisi için işbirliği protokolü imzaladı

Savunma ve havacılık sektöründe yerli ve yabancı temsilcileri buluşturan...

MKE, Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na üç yeni E-ZPT teslim etti

MKE, Türkiye’nin ilk elektrikli zırhlı personel taşıyıcısı E-ZPT’nin üç...

NATO’dan Türk savunma sanayisine övgü: “Fiili bir sanayi devrimine tanık oluyoruz”

NATO Genel Sekreter Yardımcısı Radmila Shekerinska, Türkiye'nin savunma sanayisindeki...

MSB’den F-35 ve C-130J açıklaması: İlk iki uçak Aralık 2026’da teslim alınacak

Millî Savunma Bakanlığı’nın (MSB) faaliyetlerinin anlatıldığı Haftalık Basın Bilgilendirme...

Baykar, Ateş Serbest-2026’da müşterek harekât kabiliyetlerini sergiledi

Baykar tarafından milli ve özgün olarak geliştirilen insansız hava...

Sabit kanatlı taktik İHA ailesi ÇEPNİ sahaya çıktı

Türk savunma sanayisi bünyesinde geliştirilen sabit kanatlı taktik İHA...

İspanya ve Hindistan, amfibi gemi programında iş birliği yapacak

İspanyol gemi inşa şirketi Navantia, Hindistan Donanmasının LPD olarak...

Rheinmetall, İspanya’daki mühimmat üretim kapasitesini artırıyor

Rheinmetall, iştiraki Rheinmetall Expal Munitions’ın İspanya’nın Albacete kentindeki tesisinde...

Belçika’dan Türkiye ile savunma ve sanayi işbirliğini güçlendirme mesajı

Belçika Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Maxime Prevot, Türkiye...

Haluk Görgün: “Türk savunma sanayisi firmaları için yeni hedef uluslararası pazarlar”

Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün, IDA...

Diğer Dillerdeki Haberler

Benzer Haberler