Çin çılgıncasına silahlanıyor: Şimdiye kadar bilinmeyen iki yeni füze silosu görüntülendi

Geçtiğimiz haftalarda, Batı dünyasının Çin'deki iki büyük balistik füze silosunu keşfi, gözlemcileri Çin'in kıtalararası balistik füzelerin sayısı hakkındaki tahminî rakamlarını önemli ölçüde artırmaya ve dahası, Pekin'in nükleer silah stratejisi hakkındaki düşüncelerini tepeden tırnağa revize etmeye zorladı.

Fakat, işin daha da dramatik yanı, ticarî uydular tarafından yakalanan bu ürpertici görüntünün, mevcut bütün tahminleri aşan boyutlardaki bir silahlanmanın yalnızca görünür kısmını simgelemesiydi.

Yakın zamana kadar, Çin Halk Kurtuluş Ordusu Roket Kuvvetleri’nin (ÇHKORK) elinde, sıvı yakıtlı DF-5 kıtalararası balistik füzeleri barındıran toplam 20 silo olduğu sanılıyordu.  Fakat, Haziran ayı sonlarında savunma çevrelerini allak bullak eden bir gelişme yaşandı ve James Martin Silahsızlanma Çalışmaları Merkezi'ndeki analistler, Gansu eyaletinin gözlerden ırak bir bölümünde yaklaşık 120 silo daha keşfettiler!

Bu, Çin’in bilinen füze stoğuna karşılık tek başına 6 kat artışı temsil eden büyük bir haberdi. Yaklaşık dört hafta sonra ise bu kez Amerikan Bilim İnsanları Federasyonu'ndaki analistler, Sincan'ın yine iyi kamufle olmuş bir bölgesinde, küçük Hami kentine yaklaşık 390 kilometre uzaklıkta bulunan, neredeyse ilkine eşit büyüklükte ikinci bir füze stoklama alanının daha keşfedildiğini açıkladı. Gerçi, uydu fotoğraflarında yakalanan o ikinci site henüz inşaatın erken bir aşamasında görünmekte; fakat bitirildiğinde de yaklaşık 110 siloya ev sahipliği yapacak kadar büyük bir tesis izlenimi veriyor.

Böylelik, “şimdilik” kaydıyla 230 silo tahminine ulaşılırken, bu sayı da Çin’in silahlanma dökümleri yapılırken söz konusu ülke için yıllardır var sayılan füze stoğunun çok kısa bir süre içinde 11 kattan fazla revize edilmesine yol açacaktı.

Doğaldır ki inceleyenleri endişelendiren yeni veriler, askerî envanterini uluslararası örgütlerle dürüstlük içinde paylaşmakta zaten öteden beri son derece ketum olan Pekin yönetiminin bölgesi ve dünyaya karşı niyetlerinin, ta en temelden, sil baştan yeniden ele alınmasına yol açtı. Bu arada, anormal şekilde büyüyen silahlanma hacminin bizlere gösterdiği diğer bir husus da Çin’in dünyaya taahhüt ettiği asgari silahsızlanma çabasının yakınlarında bile dolaşmadığı, tam aksine silahsızlanma konusunda dünyanın diğer büyük askerî kuvvetlerinin kör topal da olsa uydukları bu göreceli yumuşama ikliminde sessiz bir şekilde silah stoklarını büyütmeye devam ettiği yönünde…

Manzarayı tam olarak netleştirmemizi zorlaştıran ciddi bir sorun var. O da Çin’in inşâ ettiği siloları kaç adet gerçek füzeyle dolduracağını, bunların ne tür ve kaç adet savaş başlığı taşıyacağını bilmiyor oluşumuz. Bunu sağlıklı bir şekilde öğrenmenin bir yolu da yok.

Çin'in bölünebilir malzeme stoğuna ilişkin üretim kapasitesi ve diğer teknik sınırlamaları göz önüne alındığında, yeni siloların tamamının, hattâ çoğunun, en azından şimdilik balık istifi şekilde doldurulabilmesi pek muhtemel gözükmüyor. Velev ki öyle bile olsa, komünist yönetim oraları silme doldurmaya niyetlense bile, ABD’nin şu anda elinde bulunan nükleer cephanelikle boy ölçüşebilmesi yine de imkân dahilinde değil.

Bu noktada, iyimser bir tahminde bulunarak Çin yönetiminin bir tür “istiridye kabuğu oyunu” oynamaya çalıştığını söyleyebiliriz. Yani, düşman unsurların uydudan görebileceği şekilde dev silolar inşâ edip, elindeki sınırlı füze stoğunu periyodik şekilde oradan oraya aktarmak ve bu yolla kendisini nükleer kapasite açısından olduğundan çok daha kudretli göstermek… Ki bu da düşmanın her siloyu ayrı ayrı hedef alarak, elindeki kaynakları gereğinden daha yoğun biçimde tüketmesine yol açacaktır.

Kestirmeden sansasyon yaratmayı pek seven medyanın ilgi odağı her ne kadar yeni fark edilen silo alanları olsa bile, bize göre, Çin'in önemli ölçüde genişletilmiş ve modernize edilmiş balistik füze gücünün diğer yönleri de belki daha az görünür, fakat aynı derecede önem taşıyor.

Öncelikle, 2017’den sonra haritalarda belirmeye başlayan bu yeni silo alanlarının, ÇHKORK’nin savaş düzeni ve vurucu kudretini ne yönde etkileyeceğini çözümlemek gerekiyor.

ÇHKORK, ya da 2016’dan önceki adıyla 2’nci Topçu Birliği, 1960'lardan bu yana, her biri geniş bir coğrafi alana yerleştirilmiş birkaç tugayı denetleyen 6 operasyonel üsten oluşuyordu. Şunu da belirtelim ki Çin ordusunun yapılanması tam olarak Batılı ordular gibi değil. Çin Silahlı Kuvvetleri’nde büyük “B” harfi ile yazılmış bir üs (Base), organizasyon yapısı içinde bizlerin anladığı anlamda bir alay ya da tugaya denk iken, Roket Kuvvetleri’nde ise aynı ifade bir kolordu ya da kolordu yardımcısı birliği karşılar. Böyle özel, seçilmiş ve yüksek yetkili üsler de hiyerarşide kendilerinden daha küçük olan bir dizi üssü yönetip yönlendirme ve denetleme yetkisine sahiptir.

Daha önce de vurguladığımız gibi, ÇHKORK, 2017 ile 2019 yılları arasında deyim yerindeyse “patladı” ve sadece 3 yılda yüzde 33'ten fazla büyüdü.

Ordunun bu vurucu kuvvetine 10 yeni tugay eklendi ve 6 üs de onları barındıracak şekilde büyütüldü. Böyle bir büyümeye karşılık, yakın zamanda gün ışığına çıkartılan iki füze silosunun inşâsı mevcut organizasyon şemasını yine de yetersiz kılabilir. Şöyle ki, tipik bir kıtalararası balistik füze tugayında kabaca 6 ilâ 12 silo olduğunu var sayarsak, siloların yalnızca bir kısmı doldurulmuş olsa bile, her alan birden fazla tugay gerektirecektir. Şu anda, bütün ÇHKORK üsleri 6 ilâ 7 tugayı denetliyor ve bundan daha fazla büyümeleri de muhtemel görünmüyor. Söz konusu durum, bu alanların her birinin mevcut kuvvet yapısına sığmayacak kadar büyük olacağı ve kolayca kendi başlarına birer üsse dönüşebileceği anlamına geliyor. Böyle bir yeniden yapılanmada da Çin Halk Cumhuriyeti ordusu 50 yıldan uzun bir zaman sonra bir kez yeni balistik füze üsleri kurmuş olacaktır.

Bu arada, ÇHKORK destek bir kuvvet olarak yapısını düzene sokmak için başka bazı önemli adımlar da attı. Füze depolama, bakım, nakliye ve yüklemeden sorumlu dağınık unsurlar, lojistik verimliliği ve koordinasyonu artırmak üzere 2017’den sonra tek bir birleşik alay içine toplandı.

Kurulan ikinci bir birim ise meteorolojik takip ve değerlendirme, haritalama, mühendislik ve fiziksel güvenlik gibi fırlatma destek işlevlerini üstlendi. ÇHKORK’un destek sistemindeki bu -görünüşte sıradan- reformlar, füzelerin konuşlanma yerlerine sorunsuz bir şekilde iletimini, başarılı bir şekilde fırlatılmalarını ve hedeflerine isabetli bir şekilde ulaşmalarını sağlamada son derece kritik birer rol oynuyor. Yani, görünen o ki, Pekin yönetimi, ülkedeki füze gücünün organizasyon şemasında en birincil öneme sahip unsurdan en küçük ayrıntıya kadar her köşe bucağı süpürüp yeniden düzenleyerek bu destek güce şimdiye kadar hiç olmadığı kadar yüksek düzeyli bir etkinlik kazandırıyor.

Deşifre edilen yeni silo sahalarında bulunması muhtemel çok sayıda füze ve savaş başlığını barındırmak için, sistemde bundan daha fazla reform ya da genişlemenin gerekli olup olmayacağını ise zaman içinde göreceğiz.

Meselenin üçüncü ayağını ise “üretim kapasitesi” oluşturuyor. Kesin olarak ölçülmesi zor olsa da, organizasyon ve işletim cephesindeki bu hızlı büyümeye Çin’in balistik füze üretim yeteneklerindeki büyümenin eşlik ettiğine dair bazı kanıtlar var.

BluePath Labs'deki meslektaşlarımız tarafından Çin'in balistik füze endüstrisi üzerine yapılan yakın tarihli bir araştırma sayesinde, bu ülkenin son yıllarda füze üretim tesislerinin çoğunu nasıl hızla genişlettiğine dair bir dizi önemli veri elde etmiş durumdayız. Bir kere, üretim altyapısında gözlenen büyüme müthiş boyutlarda.  Bunlar arasında en önemli adım ise Pekin ve Tianjin'de yeni balistik füze üretim tesisleri inşâ eden Fırlatma Aracı Teknolojileri Akademisi’nin kurulması. Yanı sıra, ABD tarafından ciddi bir baş ağrısı olarak kabul edilen DF-21 füzelerinin yaratıcısı CASIC 4. Akademi, benzer amaçlarla yeni araştırma ve üretim tesisleri inşâ ediyor. Bu arada, ÇHKORK’nin taşıyıcı-fırlatıcı-fırlatıcı araçlarının bir çoğunun üretiminden kısmen sorumlu olan Tai'an Uzay ve Havacılık Özel Araçları Şirketi’nin de üretim tesislerini aşama aşama genişlettiğini biliyoruz.

Özetle, Çin ordusu, kıtalararası balistik füzeler konusunda bütün Batılı gözlemcileri ters köşeye yatıran hız ve genişlikte bir büyüme evresine girmiş durumda. Bu kuvvetler, 2017’den itibaren organizasyon yapısında köklü değişiklere giderken, gözlemciler de yeni füzelerin üretilmesi, silolardaki yerlerini almaları, bunları kullanacak personelin eğitimi gibi süreçlerin çok daha geniş bir zamana yayılacağını umuyorlardı.

Fakat, ortaya çıkan son gelişmeler, Çin ordusunun her türlü tahmin ve beklentiyi aşan bir agresiflikte ilerlediğini ortaya koydu. Bu büyüme öyle onlarca yıla yayılacak bir hızda değil, Çin’in pek yakında dünyanın en kudretli füze filolarından birine sahip olmasıyla sonuçlanacak gibi gözüküyor.

* * *

Bu makalenin iki yazarından biri olan Ma Xiu, Çin Silahlı Kuvvetleri ve özellikle de bu ülkenin füze üretim kapasitesi üzerine çalışan bir BluePath Labs şirketi analistidir.

Diğer yazar Peter W. Singer ise Washington D.C. merkezli bir düşünce kuruluşu olan New America’da analistlik yapmaktadır.   
 

Paylaş